Bir basın patronunun pişmanlıkları

Gülay Göktürk | Bugün | 10.03.2010
   


   

Dinç Bilgin'in Neşe Düzel'le yaptığı söyleşiyi okuduğumda "Keşke şu anki basın patronları biraz olsun ibret alabilse Dinç Bilgin'in bu söylediklerinden" diye diledim içimden.

Sabahın eski patronu, aileden gelen bir gazeteci-patron olarak 28 Şubat dönemiyle birlikte girdiği "kötü yol"u anlatmış. Daha çok servet ve daha büyük bir güç uğruna yitirdiklerine ağıt yakıyor Dinç Bey.

Çok samimi konuşmuş; yüreğinden konuşmuş. Öylesine içten bir özeleştiri ki bu, ona karşı duyduğunuz kızgınlığı ve kırgınlığı sempatiye dönüştürmeye yetiyor.

Söylediklerini okurken, bir insanın işini iyi yapmaktan duyacağı manevi tatminin yerini hiçbir şeyin tutmayacağını bir kez daha görüyorsunuz. Zaten bolca olan paraya pula biraz daha fazlasını katmak için; biraz daha gösterişli bir ev; biraz daha lüks bir yat; biraz daha şaşaalı bir hayat için vazgeçtiğiniz şey kendinizsiniz aslında. Kendi kendinizi beğenmiyorsanız, satın aldığınız ve etrafınızı saran bütün o güzel şeyler sizi hüzünlendirmekten başka ne işe yarar ki... Şimdi bulunduğu noktadan baktığında bunu acı acı anlıyor Bilgin... Her cümlesinin başında Taraf'ın yaptığı işin ne kadar büyük, ne kadar değerli bir iş olduğunu belirtiyor. Taraf'a imrendiğini, Taraf'ı çıkaranları kıskandığını, onların yerinde olmak istediğini; böyle bir onuru yaşamak istediğini söylüyor. Bugün tek istediği şey, eline ikinci bir fırsat geçmesi ve bir zamanlar fırsatı varken yapamadığı gazeteyi yapabilmesi... Çünkü gazetecilik defterini böyle kapatmak istemiyor. Böyle kapatmayı kendine yakıştıramıyor. Gurur duyacağı, anlamlı bulacağı, tatmin olacağı bir iş yapmak istiyor.

...


YAZININ TAMAMINI OKU


Sitelerimiz En İyi INTERNET EXPLORER İle Görüntülenmektedir